İşte başkan Uca'nın yaptığı açıklama:
"Son günlerde kamuoyuna yansıyan ve bazı üst düzey isimlere ait hassas bilgilere yetkisiz şekilde erişildiğine dair iddialar, devletin en kritik kurumlarında nasıl bir güvenlik zafiyetiyle karşı karşıya kalınabileceğini bir kez daha göstermiştir. Bu tablo, meselenin ne kadar derin ve ciddi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Nitekim söz konusu gelişmelerle ilgili gerekli inceleme ve tahkikat süreçlerinin başlatılmış olması, devletin refleks gösterdiğini ortaya koymaktadır. Ancak mesele yalnızca tekil bir olay olarak değerlendirilmemeli; bu tür girişimlerin hangi zeminlerden beslendiği ve benzer risklerin başka alanlarda da bulunup bulunmadığı çok daha geniş bir perspektifle ele alınmalıdır.
Bu çerçevede, başta FETÖ olmak üzere terör örgütleriyle iltisaklı yapıların farklı yöntemlerle devletin içine sızabilmesi ihtimali, göz ardı edilemeyecek bir güvenlik riski oluşturmaktadır. Geçmişte yaşanan tecrübeler, bu tür tehditlerin ne kadar sistematik ve sinsi ilerleyebildiğini açıkça göstermiştir.
Daha da vahim olan ise; bu tür risklere rağmen bazı kurumlarda, doğrudan idari sorumluluk taşıyan kurum amirlerinin çekingen davranabilmesi, süreci ağırdan alması ya da meseleyi yeterince sahiplenmemesidir. Açık konuşmak gerekirse, bulunduğu makamın gereğini yerine getirmekte tereddüt eden bir idari anlayış bu ülkeye zarar verir. Sorunu görüp gereğini yapmamak, en az sorunu üretmek kadar ağır bir vebaldir.
Yıllardır dile getirdiğimiz bu mesele küçümsenecek bir mesele değildir. Bugün sessiz kalanlar, yarın ortaya çıkacak tablonun sorumluluğundan kaçamayacaktır. Devletin imkânlarını ve makamlarını taşıyanlar, o makamların gereğini yerine getirmek zorundadır.
En acı tablolardan biri de şudur: Milletimizin milli ve manevi değerlerine yönelik açık saldırılar karşısında, kendisini milletçi ya da milliyetçi olarak tanımlayan bazı sivil toplum kuruluşları, dernekler, vakıflar ve sendikaların sessiz kalmayı tercih etmesidir. Bu sessizlik; sadece bir eksiklik değil, aynı zamanda toplumsal duruş açısından ciddi bir sorgulama konusudur. Artık herkes şunu bilmelidir ki bu ülkenin değerlerine yönelik her türlü sinsi girişimin karşısında durmak bir tercih değil, bir zorunluluktur. Koltuğunu korumak adına susanlar, günü kurtarabilir; ancak tarihin ve milletin vicdanında hesap veremez.
Tam da bu noktada açık ve net konuşmak gerekir ki, Devlet kurumlarında ve eğitim alanında, özellikle körpecik dimağlara yönelik yürütülen her türlü örtük yönlendirme artık bir ihmal değil, doğrudan bir güvenlik meselesidir. Eğitim kurumları; boş geçilecek, savsaklanacak ya da kendi haline bırakılacak yerler asla değildir. Buralar, geleceğin inşa edildiği yerlerdir ve en küçük bir zafiyetin bedeli çok ağır olur. Bu nedenle, kurumlardan sorumlu üst amirlerin bu tür durumlar karşısında samimiyetsiz davranması, konuyu geçiştirmesi ya da görmezden gelmesi kabul edilemez. Bu sadece bir idari eksiklik değil, doğrudan sorumluluktan kaçmaktır. Zihinlere işlenen bu sinsi mesajlar, sadece bireyleri değil, doğrudan devletin temelini hedef almaktadır.
Ve açıkça ifade ediyoruz:
Devletimizin menfaatleri söz konusu olduğunda susmayacağız. Gerektiğinde konuşacak, gerektiğinde adım atacağız. Çünkü mesele kişisel değil; bu, doğrudan milletimizin ve devletimizin geleceğiyle ilgilidir."